İSMET KÖSOĞLU
ÇAYELİ- Rize’nin Çayeli ilçesinde 24 Köy açılması planlanan Maden Ocaklarının çevre ve insanlara zararlı olacağı gerekçesiyle yapılan panele yoğun bir katılım olması dikkat çekti. Moderatörlüğü Aslı Kahraman Eren’in yaptığı panelde Gazeteci İbrahim Gündüz, Çayeli Bakır’dan Mehmet Albayrak katıldı. Daha önce programa katılacağı açıklanan Doç.Dr. Osman Kurdoğlu programa gelirken ani rahatsızlık geçirmesi sonucu KTÜ Tıp Fakültesinde tedavi altına alındı.
Çayeli ilçesinde 24 Köyde açılması planlanan Maden Ocaklarının çevre ve insanlara zararlı olacağı gerekçesiyle Karıncalar Karadeniz Dayanışması sloganıyla çevreye duyarlı Aslı Kahraman Eren ve Hikmet Eren tarafından düzenlenen panele yoğun bir katılım oldu.Moderatörlük yapan Aslı Kahraman Eren konuşmasında’’ topraksız vatan olmaz, vatansız bayrak olmaz, topraklarımızı maden şirketlerine3 -5 kuruşa sattırmayız sloganları ile yaptığı açılış konuşması sonrası Gazeteci ve Çevreci Yazar İbrahim Gündüz söz alarak Maden konusu hakkında önemli bir sunum yaptı. İbrahim Gündüz sunumunda şunları söyledi’’
Saldırı altındaki Karadeniz
Çanakkale’den Artvin’e, Erzincan’dan Muğla’ya bugün Türkiye’nin dört bir köşesinden çığlıklar yükseliyor… Çanakkale-Bayramiç’in Hacıbekirler köyünden Gülferit Güven hanım da, Muğla-Milas İkizköy’den Esra Işık da aynı şeyi söylüyor: Köyüme, toprağıma, tarlama, ormanıma, merama dokunma. Köylerde yaşam için direnmenin suç olarak görüldüğü günlerden geçiyoruz…
Türkiye çok tehlikeli bir yol ayrımında. Bu tehlikenin adı vahşi madencilik, sömürge madenciliği, yağma-talan madenciliği… Türkiye’nin bütün dağları, ormanları, tarlaları, köyleri ve su kaynakları “meta” olarak görülüp satılığa çıkarılmış durumda… Bunun adına da “maden ihalesi” diyorlar.
2026 yılında 485 Maden ihalesi yapıldı
24 yıl içinde ülkeyi yönetenler tarafından on binlerce maden ihalesi yapıldı ve yapılmaya da devam ediliyor. En son yani 2026 yılının ilk çeyreğinde, 485 maden ihalesi yapıldı… İhaleye açılan yerler dağlarımız, ormanlarımız, köylerimiz ve tarlalarımız…
Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) tarafından Enerji Bakanlığı’ndan alınan bilgilerle oluşturulan haritalarda illerdeki maden ihaleleri gösteriliyor. Sarı alanlar ihalesi yapılmış arama aşamasında olan yerler. Kırmızı alanlar işletme izni almış ihale alanları ve griler ise ihalesi yapılacak alanlar…
Hükümet yetkilileri bu haritaların gerçeği yansıtmadığını, mesela Ordu’da yüzde 74 değil, yüzde 16 maden ruhsatı verdiklerini ve bunun yüzde 2’sinin işletme iznine sahip olduğunu söylüyor.
Önlerindeki tek engel yaşam alanlarını, tarlalarını, su kaynaklarını, ormanlarını korumaya çalışan köylüler ve vatandaşlar. Bugün maalesef devletin bütün kurumları maden şirketlerinin teşrifatçısı gibi hareket ediyor. Vatandaşlar ve köylüler, şirketlerin nobran temsilcileriyle karşı karşıya bırakıldı. Tehditler, hakaretler, cinayetler…Vatandaşlarımız köylerini, tarlalarını, meralarını-yaylalarını, ormanlarını, su kaynaklarını maden kartellerinden ve devletin kurumlarından korumak için mücadele veriyor…
Madencilik doğası gereği ekolojik yıkıma ve çevresel tahribata neden oluyor. Hangi madenciliği yaparsanız yapın durum pek farklı değil… Mesela böyle devam ederse Türkiye’nin Toros dağları, “mermer madenciliği yapıyoruz” denilerek yok edilecek.
Fakat bugün en büyük tehlike her bölgeye açtıkları ve açmaya devam ettikleri siyanürlü altın madenleri… Siyanürlü altın madenleri bugün dünyadaki en tehlikeli ekokırım merkezleri. Adına madencilik dense de yapılan bir madencilik değil, Açık hava kimya fabrikası. Bugün Türkiye’de 23 altın madeni çalışır durumda… 6 tanesinin açılması için de gün sayılıyor… Yüzden fazlası için de projeler yapılmış durumda…
Siyanürlü altın madenleri:
•açık hava kimya fabrikasıdır
•yarattıkları çevresel tahribat, “ağır çekim soykırım” olarak adlandırılıyor
•ortaya çıkardıkları atıklar, nükleer reaktör atıklarıyla eşdeğer tutuluyor
•bir ton ham altın için tam 5 milyon ton taş-toprak param parça edilip zehirleniyor
•bir ton ham altın için yaklaşık bin ton siyanür kullanılıyor
•1 gram altın için en az 4 ton su kullanılıyor
•bir çırpıda yüz binlerce ağaç içindeki milyarlarca canlıyla birlikte yok ediliyor
•yüz milyonlarca ton pasa dağları, yüz milyonlarca ton siyanür liçleme sahaları ve on milyonlarca tonluk zehirli atık barajları yaratılıyor
İşte tam bu noktada Türkiye’yi bekleyen tehlikeyi anlayabilmek için 13 Şubat 2024 tarihinde Erzincan-İliç’te yaşanan Çöpler Altın Madeni Faciasına biraz daha yakından bakmamız gerekiyor.Biz yıllardır “sömürge madenciliği” gerçeklerini dile getirdiğimizde onlar her fırsatta, “Avrupa standartları… Kanada standartları…Her şey kontrol altında… Çok sıkı denetimler yapılıyor… Eski haline getirip öyle gideceğiz… Hiçbir zararımız yok” diye yalanlarını sıraladılar. Ne yazık ki bu söylemlerine inananlar oldu… 13 Şubat 2024 iliç-Çöpler Altın Madeni Faciası işte onların bu yalanlarının bir kez daha acı bir şekilde belgelendiği bir olaydır…
Çöpler Faciasından sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) çok yakından takip ettiğim bir Araştırma Komisyonu kuruldu. Bu komisyonun çalışmaları sırasında beni en çok etkileyen şey, Türkiye’deki siyanürlü altın madenlerinin denetlenmesinde çok büyük boşluklar olduğunun ortaya çıkması oldu.
Bütün bakanlıkların ve devletin ilgili kurumlarının uyuduğu bir ortamda patlamaya hazır bir saatli bomba inşa ettiler. Ve o bomba patladı… 9 işçi tarifi imkânsız acılarla hayatını kaybetti, o gün yaklaşık 80 milyon tonluk liç yığını, doğu-batı yönünde değil de kuzeye doğru çökseydi yüzlerce insanımız hayatını kaybedecekti.
Suriye ve Irak için de çok değerli bir su kaynağıdır. Fırat’ın zehirlenmesi demek Türkiye’nin gıda güvenliğinin yok olması demektir. Çünkü Fırat aşağı havzasında Keban, Karakaya, Atatürk, Birecik ve Karkamış barajlarını beslemektedir. Bu barajlar sayesinde de Türkiye’nin tahıl deposu olan bölgedeki tarlalar sulanmaktadır.
Peki neden bunu yapıyorlar?
Devletin resmi rakamlarına göre 2019 yılında Türkiye’de 39 ton altın üretiminden 2 milyar 242 milyon dolar gelir elde edildi. Devlet hakkı olarak sadece 42 milyon dolar ödediler… Yüzde 2…
Çöpler Altın Maden’ini işleten ANAGOLD şirketi, TBMM Araştırma Komisyonu’na gönderdiği raporda 14 yılda ne kadar kazandıklarını açıkladı. Kanada-ABD SSR Mining şirketi ile Çalık Holding ortaklığındaki ANAGOLD, 14 yılda 93 ton 670 kilogram altın, 17 ton 600 kilogram gümüş ve 13 bin 303 ton bakır üretiminden 5 Milyar 444 Milyon Dolar kazanmış. Devlet hakkı olarak da 105 milyon dolar ödemişler… Yüzde 2…
1980’lerde başlayan ve 23 yıldır da AKP’nin uyguladığı neoliberal politikalar tarımı küçümsemekte ve küçültmekte, toprak sahiplerini maden işçilerine çevirmekte; toprağın üzerinde tarım yapmak yerine, insanlar toprağın altına yönlendirilmekte…
TBMM’de AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla Temmuz 2025’te “süper yağma” da denilen “süper izin” yasası kabul edildi. Bu yasayla Türkiye’nin her yerinde madencilik yapılmasının yolu açıldı ve madencilik prosedürleri şirketlerin lehine kolaylaştırıldı. İhale üzerine ihaleler yapılmaya da devam ediliyor. Asıl mesele, kalkınma adı altında doğanın zehirlenmesini ve eko kırımı meşru gören anlayıştır.
Bu ülke yakın geçmişte en üst düzeyde yetkililerin ağzından “İstanbul’a ihanet ettik. FETÖ bizi kandırdı… PKK bizi kandırdı… Esed bizi kandırdı.” açıklamaları yapıldı. Biz buradan sömürge madenciliğinin, yağma-talan madenciliğinin Türkiye’ye ihanet olacağını ve birilerinin kandırıldığını açık açık söylüyoruz…
Türkiye’deki en büyük siyanürlü altın madeninin sahibi olan Kanadalı El Dorado-TÜPRAG Şirketi’nin Genel Müdürü Mehmet Yılmaz, şirketinin maden sahasını ziyaret eden milletvekillerine yaptığı konuşma sırasında, dünyada her yıl üretilen yaklaşık 65 milyar ton madenin 700 milyon tonunun Türkiye’de üretildiğini söylüyor.
Milletvekillerine aynen şöyle diyor Mehmet Yılmaz: “Tabii, bunu üretirken şunun da farkında dünya: İyi de kardeşim, ya 65 milyar ton malzeme üretiyorsun, bunu nereye kadar üreteceksin… Bunu çıkartmak için üç kat da hafriyatı şusu, busu var. Dünyada 500 milyar tonluk malzeme
hareketi var. Geleceğimize zarar veriyorsunuz, ne oluyor? Bu sürdürülebilir bir şey değil.
Evet sürdürülebilir değil. Biz de tam bunun için mücadele veriyoruz. Çünkü bu madencilik, Türkiye’nin en değerli doğal yaşam alanlarının sonsuza dek yok olmasına neden oluyor.Ülkeleri ve devletleri yönetenler hata yapabilir. Hangi ülke olursa olsun. Dünya tarihi ve Türkiye tarihi bunun acı örnekleriyle doludur’’.
Çayeli’nde Belediye Sosyal tesisinde yapılan panele Rize eski Milletvekili Prof.Dr. Mehmet Bekaroğlu Çayeli Ziraat Odası Başkanı Ali Küçükislamoğlu, SP Milletvekili adayı Muhammet Yıldız, İYİ Parti Çayeli İlçe Başkanı Osman Kasarcı, CHP Rize İl Kadın Kolları Başkanı Berrin Piyadeoğlu, Çayeli MHP İlçe eski Başkanı Hayati Kork, TEMA Rize Temsilcisi Ahmet Ali Kork, İkizdere, Çamlıhemşin, Fındıklı, Ardeşen, Derepazarı ve Trabzon Araklı ilçesinden yüzlerce duyarlı vatandaş katıldı


