KENT KONSEYİ BELEDİYENİN EMRİNDE DEĞİL, KENTİN VİCDANIDIR
Bazı şehirler vardır; sadece üzerinde yaşanılan bir coğrafya değildir. Bazı şehirler, geçmişin emaneti; bugünün sorumluluğu ve geleceğin umududur. Trabzon işte böylesi kadim bir şehirdir.
Bize bırakılan bu büyük mirasa sahip çıkmak, yalnızca belli makamların ya da belli kesimlerin değil; bu şehirde nefes alan herkesin ortak sorumluluğudur.
Bizler biliyoruz ki kent yönetimi; keyfî kararlarla değil, hukuka, bilime, adalete ve eşitlik ilkesine dayanmalıdır.
Aklın, bilimin ve kamu yararının dışlandığı hiçbir anlayışın yanında olmadık, bundan sonra da olmayacağız
08.10.2006 tarih ve 26313 sayılı Resmi Gazete ’de yayımlanan Kent Konseyi Yönetmeliği’nin 1. maddesi açıkça; kent vizyonunun geliştirilmesi, hemşehrilik bilincinin güçlendirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, katılım, yönetişim, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin hayata geçirilmesini amaçlamaktadır. 6. maddesi ise, açıkça; demokratik katılımın geliştirilmesi, sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması, kent kimliğinin korunması, kent kaynaklarının adil ve verimli kullanılması, çevreye duyarlı politikaların desteklenmesi ve kent yönetiminde saydamlık, katılım ve hesap verebilirliğin güçlendirilmesi görevlerini kent konseylerine vermiştir.
Yönetmelik maddelerinden de anlaşılacağı üzere; kent konseylerinin görev ve sorumluluklarını açık ve tartışmaya yer bırakmayacak şekilde ortaya koymuştur. Buna rağmen kamuoyunda yıllardır bilinçli ya da bilinçsiz şekilde yayılan “Belediye başkanı istemezse kent konseyi çalışamaz” söylemi, hem hukuka hem de yerel demokrasi anlayışına açıkça aykırıdır.
Kent konseyleri bir belediye birimi değildir, hiçbir belediye başkanının inisiyatifine bırakılmış bir yapı hiç değildir. Kent konseyleri; kentin ortak aklını oluşturmak, halkın katılımını sağlamak, kente ilişkin strateji ve politikaların oluşmasına katkı sunmak amacıyla kurulmuş katılımcı ve demokratik yapılardır.
Şimdi soruyoruz;
- Belediye, yönetmelikte açıkça belirtilmiş bu görevlerin hangisini engelleyebilir?
- Hangi hukuki yetkiyle kent konseyinin çalışmasını durdurabilir?
- Hangi demokratik anlayış, halkın katılım mekanizmasını bir kişinin iradesine bağlayabilir?
Kent konseyi yürütme kurulları seçimle belirlenir ve görevlerini bir kişinin memnuniyeti için değil, halkın menfaati için yerine getirir. Bu görev, herhangi bir makamın lütfu değil; yönetmeliğin verdiği yasal bir sorumluluktur.
Dolayısıyla artık kamuoyuna empoze edilmeye çalışılan “belediye başkanı isterse çalışırsınız” anlayışı terk edilmelidir. Bu anlayış, katılımcı demokrasiyi zayıflatan, kentin ortak aklını yok sayan ve hukuki gerçeklikle bağdaşmayan bir yaklaşımdır.
Çünkü, Kent Konseyleri kentin ortak aklıdır, kentin vicdanıdır. Hiçbir kişi ya da kurum bu iradenin üzerinde değildir.Yerel demokrasinin gereği; kent konseylerinin özgür, bağımsız ve etkin şekilde çalışabilmesidir. Kentin geleceği için söz söyleyen, öneri üreten ve kamu yararını savunan bu mekanizmaların önüne engel koymak demokrasiye engel koymaktır.
Kent konseyleri görevlerini yönetmelikten aldığı yetkiyle yapar ve bu görev hiçbir makamın keyfi tasarrufuna bağlı değildir.
Bugün kentte;
- kıyı alanları ve deniz ekosistemi geri dönüşü olmayan biçimde tahrip edilmekte,
- Sahil alanları kamu yararı ilkesine aykırı şekilde işgal edilmekte,
- Meralar ve tarım arazileri 4342 sayılı Mera Kanunu ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun ruhuna aykırı uygulamalarla yapılaşmaya açılmakta,
- Dere yatakları ve su varlıkları kirletilmekte,
- Ulaşım ve trafik planlamasındaki eksiklikler nedeniyle kent yaşamı çekilmez hale gelmektedir.
- Çevre ve diğer bir çok konuda ben yaptım oldu yaklaşımı ile hareket edilmektedir.
Bu tablo karşısında “ortak akıl”, “katılım” ve “istişare” kavramlarının yalnızca söylem düzeyinde dile getirilmesi, kent Konseyi’nin mevzuattan kaynaklanan işlevini yerine getirmediğini göstermektedir.
Projelerin hayata geçirilmeden önce tüm paydaşların katkısına açıldığı yönündeki beyanlar gerçeği yansıtmamaktadır. Trabzon halkı, kenti doğrudan etkileyen birçok projeyi ancak uygulama aşamasında, fiili durum oluştuktan sonra öğrenmektedir. Oysa katılım, karar alındıktan sonra bilgilendirme yapmak değil; karar öncesinde görüş alma ve bu görüşleri karar süreçlerine yansıtma yükümlülüğüdür.
Kent Konseyi’nin görevi; yapılanları sonradan meşrulaştırmak değil, kent adına kamu yararını önceleyen uyarı ve değerlendirmeleri zamanında ve açık biçimde yapmaktır.
“Eleştirinin proje aşamasında yapılması gerektiği” yönündeki ifadeler, proje süreçlerinde fiilen işletilmeyen katılım mekanizmalarının üzerini örtmeye yönelik bir yaklaşımdır. Hukuken esas olan eleştirinin zamanı değil, idarenin bu eleştirileri dikkate alma yükümlülüğüdür.
Kent Konseyi’nin “normal çalışma düzenine geçtiği” ifade edilmektedir. Ancak kentin doğal varlıklarının, tarım alanlarının ve yaşam kalitesinin bu denli zarar gördüğü bir ortamda, bu düzenin kamu yararı açısından yeterli olduğu söylenemez. Ortak akıl; proje tamamlandıktan sonra değil, proje henüz fikir aşamasındayken oluşturulur. Sonradan kurulan mutabakat, ortak akıl değil, idari sorumluluğun paylaşılmasıdır.
Bizler Trabzon’da yaşayan, bu kentin doğal, kültürel ve kamusal değerlerini savunmayı yurttaşlık görevi kabul eden bireyleriz. Kent adına söz söyleme hakkımızı, mevzuattan ve kamu yararı ilkesinden almaktayız. Trabzon için talebimiz açıktır. Gerçek katılım, gerçek şeffaflık, gerçek hesap verebilirlik ve hukuka uygun kent yönetimi.
Çünkü Trabzon hepimizin evidir. Ve evine sahip çıkmak, susmakla değil; düşünmekle, konuşmakla, üretmekle ve gerektiğinde itiraz etmekle mümkündür.
Bizler, mesleki birikimimiz ve toplumsal sorumluluğumuz gereği, Trabzon için düşünmeye, üretmeye, uyarmaya ve çözüm aramaya devam edeceğiz.
Çünkü biz; Trabzon’un sakini değil sahibiyiz.
Cemil PEHLEVAN ŞUBE BAŞKANI




Yorumlar kapalı.