Cemal Yıldız
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. ESAS SAHİBİMİZ KİM?

ESAS SAHİBİMİZ KİM?

Google'da Abone Ol
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bugün pazar. Allah’a şükür, bir günde dört mevsimi yaşadığımız Trabzon’da hava kapalı. Yağmur, “Ha yağdı ha yağacak” dercesine bekliyor. Haziran ayı olmasına rağmen serinlik kendini hissettiriyor.

Aslında ben böyle havaları severim. Dışarı çıkmak yerine evde kitaplarımla ve bilgisayarımla daha güzel vakit geçirmeme vesile olur. Geçmişte yazmış olduğum şiirleri ve yazıları tekrar okur, üzerlerinde düzeltmeler yaparım.

İşte Trabzon’da böyle bir gün…

Kendime bir kahve yaptım, bazı kitapları karıştırdım ve yazmaya başladım. İnşallah okuyucularıma hayırlı olur.

Değerli canlar,

Şöyle bir düşündüğümüzde, helak olan kavimlerin karşılaştıkları önemli sorulardan biri şuydu:

“Neden emr-i bi’l-marûf ve nehy-i ani’l-münker yapmadınız?”

Yani neden iyiliği emredip kötülükten alıkoymadınız?

Etrafınız adeta bir ateş çemberiyle çevrilmişken siz sadece bir kenara çekilip ibadetle meşgul oldunuz. Ancak çevrenizde yaşanan olumsuzluklara kulak tıkadınız. Nihayetinde kötülükler sizin kapınızı da çaldığında artık iş işten geçmiş oldu.

Bu konuda Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

Tevbe Suresi, 71. Ayet:

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Buradan şunu anlıyoruz:

Bizler Rabbimizin emirlerine uymaya çalışırken, başkalarını da uyarmak ve onları Hakk’ın rızasını kazanma yoluna teşvik etmekle sorumluyuz.

Yine Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

Sahabe-i Kiram, Resûl-i Ekrem’e (sav) gelerek sordular:

“Yâ Resûlallah! İçinde iyilerin de bulunduğu bir memleket helak olur mu?”

Efendimiz (sav):

“Evet, helak olur.” buyurdu.

“Nasıl olur yâ Resûlallah?” diye sorduklarında ise:

“İsyana ve kötülüklere sessiz kalmaları, bu suretle dine ihanet etmeleri sebebiyle.” buyurdular.

Görüldüğü üzere, kötülüklere karşı sessiz kalmak bazı toplumların helakine sebep olmuştur.

O hâlde bizler uyanık olmalıyız. Önce kendi ailemizden başlayarak, en yakınlarımızı, arkadaşlarımızı ve çevremizde bulunan insanları yanlış davranışlardan sakınmaları konusunda güzel bir üslupla uyarmalıyız.

Burada özellikle vurgulamak istediğim başka bir mesele daha var:

Bizler insan olarak gerçek sahibimizi bulma hususunda gayret göstermeliyiz.

Kimdir bizim esas sahibimiz?

Elbette Allah’tır (cc).

Eğer insan gerçek sahibini bulamazsa, ona sahip olmaya çalışan o kadar çok şey vardır ki…

Şeytan, nefis, riya, vesvese, dedikodu, iftira, malayani sözler, gurur, kibir ve daha niceleri…

Bütün bunlar, biz Rabbimize teslim olmazsak bizleri teslim almaya hazır bir şekilde beklemektedir.

Tıpkı ağzını açmış avını bekleyen bir timsah gibi…

Bu sebeple kalbimizi Allah sevgisiyle meşgul etmeliyiz.

Nedir Allah sevgisi?

Kelime-i Tevhid, zikrullah, salât u selâm ve Allah’ın hoşnut olduğu bütün davranışlar…

Bakınız, günde beş vakit namaz bizlere Allah’ı hatırlatıyor mu?

Evet.

Peki Allah’ı hatırlamanın en güzel yollarından biri olan namazı ihmal edersek, bu hatırlayış ne kadar güçlü olabilir?

Yine çok önemli olduğu için vurgulamak istiyorum:

Âlimlerimiz ve Allah dostları, kalpten geçen birçok olumsuz duygunun zikir eksikliğinden kaynaklandığını sohbetlerinde sık sık dile getirirler.

Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur.”

Bu ilahi çağrıya kulak verelim.

Elimizde tespih olsun ya da olmasın, kalbimiz daima Allah ile meşgul olsun. Yolda yürürken, otururken, çalışırken, yatarken; dilimiz ve gönlümüz Rabbimizi ansın.

Bu vesileyle şu ayeti de paylaşalım:

Âl-i İmrân Suresi, 191. Ayet:

“Onlar ayakta dururken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler ve derler ki: Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru.”

Bazen içimden geçiyor ki bu ayetler davul zurna eşliğinde sokaklarda okunsun, insanlar duysun, gönüller uyansın…

Böyle söylediğimiz zaman kimi insanlar “Tarikatçı” diyor, kimi farklı gözle bakıyor.

Varsın baksınlar.

Bizler “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” diyerek yolumuza devam ediyoruz.

Rabbim bizleri gerçek sahibini bulan, O’nun rızasını her şeyin üzerinde tutan kullarından eylesin. Son söz esas sahibimizin sözüne kulak verelim.

ESAS SAHİBİMİZ KİM?
Giriş Yap

Haberim Hamsi | Trabzon Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!