EMANET SİSTEMİ: Üreticinin çaresizliğinden doğan ekonomik kayıp!

featured

EMANET SİSTEMİ: Üreticinin çaresizliğinden doğan ekonomik kayıp!

Google’da Abone Ol
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Fındık üreticisinin yaşadığı sorun artık yalnızca bir fiyat sorunu değildir. Bu sorun; üreticinin örgütsüz bırakılması, pazarlık gücünü kaybetmesi, ürününü değerinde satamaması ve yıllık emeğinin piyasa koşulları karşısında korunmasız kalması sorunudur.

Bugün Karadeniz’de binlerce üretici, bir yıl boyunca verdiği emeğin karşılığını alabilmek için mücadele ediyor. Ancak üreticinin karşısında güçlü bir örgütlü yapı bulunmadığında, piyasanın koşullarını belirleyenler üretici değil, alıcılar oluyor. Bunun en somut örneklerinden biri de fındıkta yıllardır devam eden emanet sistemidir.

Emanet sistemi: Üreticinin çaresizliğinden doğan ekonomik kayıp!                     Üreticilerin önemli bir bölümü il dışında yaşıyor. Köyde yaşamaya devam eden üreticilerin ise fındığını uzun süre muhafaza edebilecek uygun depolama koşulları bulunmuyor. Nem, rutubet, küflenme ve kalite kaybı riski nedeniyle üretici, yıllık emeğini tüccara emanete bırakmak zorunda kalıyor.

Aslında üretici ürününü satmak istemiyor; uygun koşullarda saklayamadığı için satmaya mecbur kalıyor. İşte tam da bu noktada arz-talep dengesi üreticinin aleyhine işliyor. Ürünü elinde tutma imkânı olmayan üretici karşısında, depolama ve finansman gücüne sahip alıcılar önemli bir avantaj elde ediyor.

Üretici, fındığını teslim ettiği günün fiyatından değil, aylar sonra parasını almaya gittiğinde karşısına çıkarılan fiyat üzerinden hesap yapmak zorunda kalabiliyor. Fındığın 350 TL olduğu bir dönemde emanete bırakılan ürünün, bir yıl sonra 90-100 TL üzerinden hesaplanması gibi örnekler, üreticinin yaşadığı mağduriyetin boyutunu ortaya koyuyor.

Bu sistemde üretici hem ürününü kaybetme riski taşıyor hem de fiyat üzerindeki söz hakkını kaybediyor. Peki, devletin ilgili kurumları bu tabloyu bilmiyor mu?

Bilmiyorlarsa ciddi bir denetim ve izleme zaafiyeti vardır. Biliyorlarsa ve üreticinin bu mağduriyetine karşı etkili bir çözüm geliştirmiyorlarsa, ortada çok daha büyük bir sorumluluk sorunu vardır.

Fiskobirlik neden üreticinin yanında değil?                                                                            1938 yılında üreticilerin ortak iradesiyle kurulan, geçmişi ve uluslararası marka değeri bulunan FİSKOBİRLİK, yalnızca bir ticari kuruluş değildir. Fındık üreticisinin örgütlü gücünü, ortak hareket etme iradesini ve pazarlık kapasitesini temsil eden önemli bir kurumdur.

Ne yazık ki yıllar içerisinde bu kurumun piyasa düzenleyici ve üreticiyi koruyucu işlevi zayıflatılmış, üreticiyle arasındaki bağ önemli ölçüde aşındırılmıştır. Fiskobirlik’in faaliyetleri zaman zaman marketçilik üzerinden eleştirilmiştir. Ancak burada sorulması gereken çok önemli sorular var:

TMO’nun perakende satış uygulamaları neden aynı şekilde tartışma konusu yapılmıyor? Tarım Kredi Kooperatifleri marketçilik yaparken, üreticinin ortak örgütü olan Fiskobirlik’in ticari faaliyetleri neden üretici örgütlenmesinin önüne konuluyor?

Elbette her kurumun faaliyetleri maliyet, verimlilik ve kamu yararı açısından denetlenmelidir. Ancak denetim başka, bir üretici örgütünün asli işlevini zayıflatmak başkadır.

Fiskobirlik’in yönetiminde, mali yapısında veya geçmiş uygulamalarında sorumluluğu bulunan kişiler varsa bunlar açıkça ortaya konulmalı ve gerekli idari, mali ve hukuki işlemler yapılmalıdır. Kurumun kendisini ve üreticiyi cezalandırmak, çözüm değildir. Asıl sorulması gereken şudur: Üreticinin ortak örgütünün bu noktaya gelmesinde kimlerin, hangi kararların ve hangi uygulamaların sorumluluğu vardır?

Örgütsüz üretici, güçlü piyasa karşısında yalnızdır!                                                 Dünyanın gelişmiş tarım ülkelerinde üreticiler, kooperatifler ve üretici birlikleri aracılığıyla örgütleniyor. Ürünlerini birlikte pazarlıyor, depoluyor, işliyor ve katma değer oluşturarak dünya pazarlarına sunuyor.

Çünkü biliyorlar ki tek başına hareket eden üretici, büyük alıcılar karşısında yeterli pazarlık gücüne sahip olamaz. Bizde ise üreticinin ortak hareket etmesini sağlayacak yapılar güçlendirilmek yerine, zaman içerisinde etkisizleştirildi. Sonuç ortada!

Üretici örgütsüz kaldı. Ürününün saklanması, pazarlanması ve fiyatının oluşması konusunda büyük ölçüde başkalarına bağımlı hale geldi.

2025 yılında 350 TL seviyelerinde oluşan fındık fiyatının 2026 yılında 150 TL seviyelerine gerilemesi, üreticinin yaşadığı ekonomik kaybın ne kadar ağır olduğunu gösteriyor.

Diğer taraftan üreticinin kullandığı gübre, ilaç, işçilik, akaryakıt ve diğer tarımsal girdilerin maliyetleri artmaya devam ediyor. Tüketicinin ödediği fiyatlar yükselirken üreticinin eline geçen fiyatın bu ölçüde gerilemesi, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği açısından ciddi bir çelişkidir.

Burada yalnızca fiyatın kaç lira olduğuna değil, üreticinin eline geçen parayla gelecek yıl yeniden üretim yapıp yapamayacağına bakmak gerekiyor.

TMO’nun görevi üreticiyi korumak mı, piyasanın mal ihtiyacını karşılamak mı?      Toprak Mahsulleri Ofisi’nin fındık piyasasındaki rolü de tartışılmalıdır. TMO’nun alım yapması elbette önemlidir. Ancak piyasa düzenleyici bir kurumun politikaları, üreticinin uzun vadeli çıkarları ve piyasa istikrarı gözetilerek yürütülmelidir. Alım politikalarının devamlılığı, stok yönetimi ve piyasaya ürün arzının zamanlaması büyük önem taşımaktadır.

TMO’nun elindeki stokları piyasaya sunma kararları, arz-talep dengesi ve üretici fiyatları üzerindeki olası etkileriyle birlikte değerlendirilmelidir. Üreticinin beklentisi, yalnızca hasat döneminde fındık alınması değildir. Üreticinin beklentisi, yılın tamamında piyasa istikrarını gözeten, öngörülebilir ve üreticiyi koruyan bir tarım politikasıdır.

Çözüm belli: Fiskobirlik güçlendirilmeli, lisanslı depoculuk yaygınlaştırılmalı!  Fındık üreticisinin yaşadığı bu sorunların çözümü imkânsız değildir.                               Öncelikle;

  • Fiskobirlik, siyasi ve ekonomik tartışmaların ötesinde, üreticinin ortak örgütü olarak yeniden güçlendirilmelidir.
  • Fiskobirlik’in üreticiden alım yapma, ürün işleme, katma değer oluşturma ve ihracat kapasitesi geliştirilmelidir.
  • Üreticinin ürününü güvenli koşullarda muhafaza edebilmesi için lisanslı depoculuk sistemi yaygınlaştırılmalıdır.
  • Lisanslı depolara teslim edilen ürün karşılığında üreticinin finansmana erişimini kolaylaştıracak mekanizmalar oluşturulmalıdır.
  • Emanet sistemi şeffaflaştırılmalı; ürünün teslim tarihi, miktarı, niteliği, fiyatlandırma yöntemi ve ödeme koşulları kayıt altına alınmalıdır.
  • TMO’nun alım ve stok politikaları, üreticinin gelirini ve piyasa istikrarını koruyacak şekilde ele alınmalıdır.
  • Fındıkta üretim, depolama, pazarlama ve ihracat politikaları birbirinden bağımsız değil, bütüncül bir yaklaşımla planlanmalıdır.

 Sosyal devlet üreticisinin emeğine sahip çıkmalıdır!

Devletin asli görevlerinden biri vatandaşlarının hak ve menfaatlerini korumaktır. Tarımsal üretimi ayakta tutan, toprağını işleyen, ülkeye döviz kazandıran ve sofralara ürün ulaştıran çiftçinin emeğini korumak da bu sorumluluğun ayrılmaz bir parçasıdır.

Devlet, üreticinin çaresizliğini seyredemez. Üreticinin ürününü değerinde satabilmesi, emeğinin karşılığını alabilmesi ve gelecek yıl da üretime devam edebilmesi için gerekli politikaları oluşturmak zorundadır.

Fındık yalnızca bir tarım ürünü değildir. Karadeniz’in ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamının temel unsurlarından biridir. Fındık üreticisinin kaybetmesi, yalnızca çiftçinin değil, bölge ekonomisinin ve ülke tarımının kaybetmesidir.

Buradan bir kez daha soruyoruz:

  • Üreticinin ortak örgütü olan Fiskobirlik’in etkisizleştirilmesi kimin işine yaradı?
  • Üreticinin ürününü saklayacak imkânı yokken, emanet sisteminin yarattığı mağduriyeti gidermek için neden yeterli adım atılmıyor?
  • Fındık üreticisi örgütsüz bırakılırken, üreticinin hakkını kim, hangi güçle savunacak?

Unutulmamalıdır ki üreticinin en büyük gücü örgütlü olmasıdır. Örgütsüz üretici, piyasanın belirlediği şartlara mahkûm olur. Örgütlü üretici ise kendi ürününün değerini belirleme mücadelesinde söz sahibi olur.

Bizim talebimiz ayrıcalık değil, hakkaniyettir. İstediğimiz devlet desteğiyle ayakta duran bir üretici değil, emeğinin karşılığını alabilen, örgütlü, güçlü ve sürdürülebilir bir tarım yapısıdır.

Fiskobirlik’i yeniden güçlendirmek, lisanslı depoculuğu yaygınlaştırmak ve üreticiyi emanet sisteminin insafına terk etmemek bir tercih değil, tarımsal üretimin geleceği açısından bir zorunluluktur.

Çünkü üreticiyi korumak, yalnızca çiftçiyi değil, ülkenin gıda güvencesini korumaktır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Cemil PEHLEVAN                                                                                                                                    ŞUBE BAŞKANI

EMANET SİSTEMİ: Üreticinin çaresizliğinden doğan ekonomik kayıp!
EMANET SİSTEMİ: Üreticinin çaresizliğinden doğan ekonomik kayıp!

Yorumlar kapalı.

Giriş Yap

Haberim Hamsi | Trabzon Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.