KADIN ÇALIŞMALI MI?
Medeniyetin Mimarı mı, Modernitenin İşçisi mi?
Değerli dostlar, bu haftaki yazımızda “modernleşme” adı altında ruhu çalınan, asıl kürsüsünden indirilerek modernitenin kölesi haline getirilmiş kadının hal-i pürmelalini konuşalım.
Modern dünya, “özgürlük” ve “ekonomik bağımsızlık” gibi parıltılı ama içi boş vaatlerle kadını en güvenli kalesi olan yuvasından çıkardı.
Onu küresel çarkların dilsiz bir dişlisi, kapitalizmin ise vitrin malzemesi haline getirdi.
Oysa Anadolu irfanında kadın; hayatı kuşatan bir “ihata” abidesi, bir neslin muhafızı ve medeniyetin asıl kurucu iradesidir.
Bugün ise karşımızda, fıtri vakarından koparılan ve çalışma hayatının hoyrat koridorlarında ruhu örselenen bir figür var.
Makuliyet ve Yetenek İstisnası
Kadın çalışmalı mı?
Bu soruya ideolojik bir körlükle değil, “makuliyet ve liyakat” terazisiyle bakmak gerekir. Eğer bir hanımefendi, toplumun hayati bir ihtiyacını karşılayacak üstün bir zekâya, bir cerrahlık maharetine veya fikri bir dehaya sahipse; ya da geçimini sağlayacak kimsesi olmayan, zorunlu ihtiyaç kıskacında makul bir gerekçeye sahipse, elbette toplumsal sahada yer almalıdır.
Ancak bu istisnalar, kadının asıl vazifesi olan “insan inşa etme” gerçeğini gölgelememelidir.
Kadını sadece “üretim aracı” gören her anlayış, toplumun kök hücresine hançer saplamaktadır.
Bir Külliyat Olarak Ev: Kadının Gizli Dehası
Modernizm, kadını evinden koparabilmek için “ev hanımlığı” kavramını sistemli bir şekilde aşağıladı.
Oysa bir kadın yuvasında, dışarıdaki hiçbir plazanın veya fabrikanın sunamayacağı devasa bir mesleki külliyatı icra eder.
Evindeki kadın; aileyi aynı sofrada buluşturan, helal lokmayı muhabbetle harmanlayan bir Şef ve Gurmedir. Sınırlı kaynaklarla bir yuvayı çekip çeviren, yarını hesaplayan, israfı önleyen bir Ekonomist ve Endüstri Mühendisidir. Çocuğunun sadece ateşini düşüren değil, ruhundaki yaraları şefkatiyle saran bir Halk Hekimi ve Psikologdur.
Evlatlarının karakterini sabırla nakış gibi işleyen bir Şahsiyet Mimarıdır.
Bu çok boyutlu makam, “pespayelik” değil, medeniyetin tam merkezidir.
İş Yerindeki Travma: Tavizler ve Kaybolan İffet
Kadın iş hayatına girdiğinde, sadece emeğini değil, çoğu zaman en kıymetli hazinesi olan ruh huzurunu da feda etmektedir.
Kapitalist düzen, kadını “profesyonellik” maskesi altında vitrin malzemesi haline getirmiştir.
Psikolojik Mobbing ve Bakışlar
Hanımlar, iş yerlerinde sadece performanslarıyla değil, giyimleri, kuşamları ve tavırlarıyla sürekli bir “erkek denetimi” altındadır.
Erkek dünyasının “çerezi” muamelesi gören, taciz boyutuna varan imalara, bakışlara göğüs germek zorunda kalan kadın, akşam evine döndüğünde ruhu paramparça, zarafeti örselenmiş bir haldedir.
İstismar ve Rekabet
Kariyer basamaklarını tırmanırken önüne konulan modernite şartları, kadını asaletinden koparıp onu sert bir rekabetin nesnesi yapar.
Bu süreçte verilen her taviz, kadının ruhundaki o mukaddes aynayı biraz daha karartmakta, onu fıtratına yabancılaştırmaktadır.
Nesil Mimarı mı, Sanayi İşçisi mi?
Bir kadının en büyük kariyeri, besmeleyle yoğurduğu, sadakatle inşa ettiği ve edeple donattığı evladıdır.
Bugün toplumun sinir uçlarının bozulmasının, sahipsiz kalan nesillerin ekrana ve sokağa mahkûm olmasının ana sebebi; annenin o mukaddes sığınaktan çekilmesidir.
TÜİK’in açıkladığı rekor boşanma oranları ve parçalanmış aileler, “kadının özgürleşmesi” yalanının kanlı faturasıdır.
Sonuç olarak; kadını aşağılayan ve onu sokakların insafına terk eden moderniteye karşı, onu yeniden “yuvasının sultanı” ve “medeniyetin mimarı” olarak baş tacı etmeliyiz.
Kadın; reklam panolarında bir obje, plazalarda bir köle değil; bir devletin ve milletin görünmez temelidir.
Bir evin ışığı olan anne sönerse, o toplum karanlığa mahkûmdur .(Doğan Dağ’dan alıntı)
ZEYL: D. Dağ kardeşimizin ifade ettiği bu gerçekliğe, metin içinde var olmasına rağmen, biraz daha açarak daha özet bir cümle ile şunu da ilave edelim:
Yerleşik bir anlayış ve ifade ile “evde çalışan” hanımları, “eşin çalışıyor mu” sorusu karşısında, “hayır çalışmıyor, ev hanımıdır” gibi son derece yanlış bir cevap verilmektedir.
Oysa, Doğan beyin de ifade ettiği gibi, evde çalışan kadın “en büyük çalışmayı” yapmakta, en ağır işi/işleri deruhte etmektedir.
Sadece “çocuk dünyaya getirmek,” işlerin en ağırı ve en değerlisi olmakla beraber, “çocuk bakmak“ ve “çocuk yetiştirmek” gibi “insan inşa etme” yanında, aşçılık/gurmelik, temizlikçilik, çamaşırcılık, bulaşıkçılık, yeri geldiğinde terzilik, evinin hekimi, pisikoloğu, evinin ekonomisti, endüstri mühendisi, yerleşik Anadolu hayatında tarlanın, bağ ve bahçenin, ziraat ve hayvancılığın bizatihi çalışanı ve tüm bu konularda evin “şefidir.”
Çok sayıda mesleği tek başına icra etmekte olan kadınlarımız için “çalışmıyor” ifadesi dünyanın en yanlış ifadesi ve en ağır inkarıdır.
Dolayısıyla eşi evde çalışanlara “eşin çalışıyor mu” sorulduğunda; “evet çalışıyor” demesi kadar doğru bir ifade olamaz. Nerde çalışıyor sorusuna da” evde çalışıyor” cevabı, dünyanın en doğru cevabıdır ve eğer maaş verilmesi gerekseydi, sigorta edilmesi zarureti yanında, dışarıda herhangi bir yerde çalışmasına ödenen ücretin dört beş katı bir maaşı hakedeceği izahtan varestedir.
Elbette zaruret gerektiren birçok yerde kadınlar dışarıda da çalışacak ama bu “zaruretle” sınırlı olacak, esas vazife ve görev mahallini terkine asla zemin hazırlamayacaktır, hazırlamamalıdır.
Zaten yerleşik Anadolu irfanında gerçekte evin reisi kadındır ve halk arasında “içişleri bakanı” olarak bilinmekte, takdim edilmektedir.
ZİYARETÇİ YORUMLARI
BİR YORUM YAZ


