Reklam

Reklam
Reklam
Haberim Hamsi | Trabzon Haber

“KONYA’LININ FENDİ, TRABZON’U YENDİ!”

Teftiş; Mağdurları Sorgulanmak İçin

Eskiden “Trabzon fıkrası” diye anlatılan sıra dışı, akıl zorlayan olaylar vardı. Şimdi ise o bayrak el değiştirmiş görünüyor. Artık literatüre girmeye aday yeni bir türle karşı karşıyayız: “Konya fıkrası.”

Evet, yanlış duymadınız… Bu artık bir fıkra değil, bizzat yaşanan bir “kamu yönetimi deneyidir.”

İşte tam da bu yüzden diyoruz ki; Bu yaşananlar ne sıradandır, ne de izahı kolaydır. Bu olsa olsa ders kitaplarına “nasıl yapılmamalı” diye girecek bir yönetim anlayışının ürünüdür.

Bir düşünün; Mahkeme kararına rağmen göreve başlatılmayan, sonra müfettiş yazısıyla görevine dönen bir müdür makama çağrılıyor. Ortada bir “devlet ciddiyeti” beklenirken sonuç: Tansiyon 20, hastane yolu, rapor…

Ama mesele burada bitmiyor. Çünkü asıl mesele şu soruda gizli: Ortada bir kriz mi var, yoksa kriz üreten bir anlayış mı?

Kuruma bakıyoruz; “El cepte olmadığı durumda cebinde” diye savunma isteyen bir yönetim,

Veteriner hekimler odası seçimlerinde müdür İsa’nın adayına destek vermedi diye;

. Sürgün edilen personel,

. Taraf olmayanlara veteriner kliniklerime kesilen cezalar,

. Adrese teslim yetkisiz yapılan tayinler (x yıllık dron ehliyeti şartı) ,

. Kurum içinde sistematik yer değişiklikleri ve mobbigler…

Bunların adı nedir?

Yönetim mi?

Disiplin mi?

Yoksa herkesin bildiği ama kimsenin yüksek sesle söylemek istemediği o kelime mi?

MOBBİNG VAR MI, YOK MU?

İşte asıl soru budur.

Ama gelin görün ki; Müfettiş geliyor; ne mobbing konuşuluyor, ne yaşananlar…Bütün dikkat neye veriliyor?

“O görüntüyü kim çekti?”

Yani; Hastanelik olan değil, hastanelik edileni görüntüleyen suçlu!

İşte size tam bir “KONYA FIKRASI.”

SORULAR CEVAP BULMADAN GÜVEN OLUŞMAZ

Bugün gelinen noktada, yazılı ve görsel basında defalarca dile getirilen sorular ortadadır. Bu sorular; yönetim anlayışına, personel üzerindeki baskı iddialarına, mobbing uygulamalarına ve kurum içindeki tartışmalı tasarruflara yöneliktir.

Eğer gerçekten bir açıklık ve şeffaflık isteniyorsa, yapılması gereken bellidir: Soruşturma bu sorular üzerinden şekillenmeli, iddialar tek tek ele alınmalı ve kamuoyu vicdanını tatmin edecek şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır.

Aksi halde yürütülen süreç, gerçeği ortaya çıkarma çabası değil; bir “aklama operasyonu” olarak algılanacaktır.

Unutulmamalıdır ki; Bir personelin sedyede, hastane yolunda olması sıradan bir durum değildir. ASIL SORGULANMASI GEREKEN, O PERSONELİN NEDEN O NOKTAYA GELDİĞİDİR.

Eğer bu temel soru görmezden gelinirse, sadece olayın görüntüsüne odaklanılırsa, gerçekler değil algılar konuşulursa, bu durum kamu vicdanında derin bir yara açacaktır.

Diğer yandan; “Destek ziyaretleri”, “yanındayız mesajları” ya da kalabalık fotoğraflar bir yöneticinin haklılığını kanıtlamaz.

Aksine; Eğer ortada ciddi iddialar varken bu tür görüntülerle algı oluşturulmaya çalışılıyorsa, bu durum haklılığı güçlendirmez, soru işaretlerini daha da büyütür.

Çünkü kamuoyu şunu bilir: Gerçekler, destekle değil; delille ortaya çıkar.

Sonuç olarak; Bu mesele kişisel değil, kamusaldır. Bu nedenle beklenti de nettir:

Şeffaflık, hesap verebilirlik ve gerçeklerin ortaya konulması.

Bunun dışındaki her yaklaşım, ne yazık ki kamuoyunda tek bir cümleyle karşılık bulacaktır:

“Sorular cevapsız, ama sonuç hazır…”

Gelinen noktada tablo şudur: Yaşananlar savcılığa intikal etmiş, mağdur şikayetini yapmış. Ama kamuoyuna sunulmak istenen tablo bambaşka: Yarın çıkacak manşeti şimdiden yazalım: “MÜFETTİŞLER İNCELEDİ: HER ŞEY YOLUNDA!”

Alt başlık hazır:

  • Tansiyon 20 mi? Abartı.
  • Sürgünler mi? Rutin görev.
  • Baskı mı? Disiplin.
  • Mobbing mi? Algı.

VE FİNAL CÜMLESİ: “İl Müdürü haklı bulundu. İyi ki varsın,İSA!”

Biz de buradan soralım: eğer müfettiş mağdurla konuşmayacaksa, eğer yaşananları değil, görüntüyü araştıracaksa, BU TEFTİŞ KİMİN İÇİN YAPILMAKTADIR?

Kamuoyu artık şunu net görmek istiyor: gerçekler mi ortaya çıkacak, yoksa birileri “temize çıkarılacak” mı?

Çünkü bu mesele bir kişinin meselesi değildir. Bu mesele bir kurumun itibarı, bir meslek grubunun onuru ve kamu yönetiminin ciddiyetidir.

SORULAR CEVAP BULMADAN GÜVEN OLUŞMAZ

Bugün gelinen noktada, yazılı ve görsel basında defalarca dile getirilen sorular ortadadır. Bu sorular; yönetim anlayışına, personel üzerindeki baskı iddialarına, mobbing uygulamalarına ve kurum içindeki tartışmalı tasarruflara yöneliktir.

Eğer gerçekten bir açıklık ve şeffaflık isteniyorsa, yapılması gereken bellidir: Soruşturma bu sorular üzerinden şekillenmeli, iddialar tek tek ele alınmalı ve kamuoyu vicdanını tatmin edecek şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır.

Aksi halde yürütülen süreç, gerçeği ortaya çıkarma çabası değil; bir “aklama operasyonu” olarak algılanacaktır.

Unutulmamalıdır ki; Bir personelin sedyede, hastane yolunda olması sıradan bir durum değildir. Asıl sorgulanması gereken, o personelin neden o noktaya geldiğidir.

Eğer bu temel soru görmezden gelinirse, sadece olayın görüntüsüne odaklanılırsa, gerçekler değil algılar konuşulursa, bu durum kamu vicdanında derin bir yara açacaktır.

Diğer yandan; “Destek ziyaretleri”, “yanındayız mesajları” ya da kalabalık fotoğraflar bir yöneticinin haklılığını kanıtlamaz.

Aksine; Eğer ortada ciddi iddialar varken bu tür görüntülerle algı oluşturulmaya çalışılıyorsa, bu durum haklılığı güçlendirmez, soru işaretlerini daha da büyütür.

Çünkü kamuoyu şunu bilir: Gerçekler, destekle değil; delille ortaya çıkar.

Sonuç olarak; Bu mesele kişisel değil, kamusaldır. Bu nedenle beklenti de nettir:

Şeffaflık, hesap verebilirlik ve gerçeklerin ortaya konulması.

Bunun dışındaki her yaklaşım, ne yazık ki kamuoyunda tek bir cümleyle karşılık bulacaktır:

“Sorular cevapsız, ama sonuç hazır…”

Son sözümüz şudur: bu yaşananlar artık bir fıkra değildir. Ama böyle devam ederse, Yakında herkes şu cümleyi kuracaktır:

“Anlat anlat bitmez… Tam bir KONYA FIKRASI!”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Günebakış Trabzon Haber