Bugünkü yazımıza muhterem Abdullah Akosman Bey’in muhterem eşi Gönül Akosman Hanımefendi’ye rahmet dileyerek başlamak istiyorum.
Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun inşallah. Geride bırakmış olduğu eşine, aile efradına ve sevenlerine de Allah’tan sabırlar diliyorum.
Bir ömür geçirdiğiniz sevdiğinizden ayrılmak kolay değildir. Ama hayatın gerçekleri bunlardır. Ölüm de doğum gibi bir gerçektir.
Bu hafta yine toplumsal sorunlarımızdan bahsetmek istiyorum.
Maalesef toplumumuza yerleşmiş bir “vurdumduymazlık” olgusu var.
Yani etrafında olup bitene ilgisiz ve alakasız kalmak gibi hiç de iyi olmayan bir durumdur bu vurdumduymazlık.
Bir haksızlığa tanık olup hiçbir tepki göstermemek.
Çevre kirliliğine neden olan davranışları önemsememek.
Kamu malına zarar verilmesini görmezden gelmek.
Yardıma ihtiyacı olan birine destek olabilecek durumdayken ilgilenmemek.
Toplumu etkileyen sorunları “Beni ilgilendirmez.” diyerek umursamamak.
İmanî ve itikadî konularda üzerine düşeni yapmamak.
Gibi sıralanabilir.
Peki, bu vurdumduymazlık toplumu nasıl etkiler?
Bir defa toplum arasında dayanışma ve güven duygusunun zayıflamasına sebep olur. Toplumsal sorunların büyümesine, haksızlıkların sanki haklıymış gibi görünmesine ve tabii ki yaşam kalitesinin düşmesine vesile olur.
Neden bu tür konulara değiniyoruz?
Efendim, şundan dolayıdır ki çok önemli olduğu için.
Havaların ısınmasıyla birlikte sokaklarımızın adeta bir podyuma dönmesinden dolayı.
Vitrinlerimizin edep ve hayadan uzak olmasından dolayı.
Yeme içme adabımızı kaybettiğimizden dolayı.
Büyüğe saygıyı, küçüğe sevgiyi kaybettiğimizden dolayı.
Elhamdülillah Müslüman bir toplumuz; ama selamı unuttuğumuzdan dolayı.
Selaya, ezana saygımızı kaybettiğimizden dolayı bu tür konulara değinmeyi bir görev bildik.
“Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir, memurlarının çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibarıyla hepiniz çobansınız ve hepiniz idare ettiklerinizden sorumlusunuz.” (Buhârî)
Bizler bu hadis-i şerifin neresindeyiz? Hiç kendimizi sorguladık mı?
Bu gayri İslami giyinen çocuklar bizim çocuklarımız. Peki, bu hadis-i şerife göre onlara bir uyarıda bulunduk mu? Bulunduysak bu sokakların hâli nedir?
Vitrinlerde teşhir edilen kadın iç çamaşırlarının hâli nedir? Bir Müslüman beldesinde böyle edepsizce vitrin sergilemesi olur mu?
İşte çocuklarımız bunları göre göre artık bu tür şeyleri normal karşılıyor.
Utanma ve arlanma duygusunu kaybettik.
Bulunduğum ilde (Trabzon) böyle iç çamaşırı satan kurumsal bir mağazanın vitrinini fotoğraflayarak ilgili kurumlara (Belediye) yazı yazdım. On beş gün sonra vitrini düzelttiler. Çıplak mankeni giydirdiler. Bir müddet sonra yine aynı hâle dönünce tekrar müdahale ettim. Yine aynı süreç başladı. Yine vitrini düzelttiler. Ama şimdi yine aynı durumda.
Demek ki bu tür durumlar için yasal düzenleme getirilmeli ve denetimler artırılmalıdır.
İnsanların en mahrem eşyalarının bu şekilde fütursuzca teşhir edilmesi hiç doğru değildir.
Bu durum onur kırıcı ve utanç vericidir.
Bu vitrinleri her gün gören insanlar da zamanla bunları normal görmeye başlıyor.
Bugün yolda yürürken kim kime selam veriyor? Selam verseniz de ya alınmıyor ya da zoraki, kerhen alınıyor.
Eskiden bir Simidi bile yolda yürürken yemekten imtina eden toplum, şimdilerde sokaklarda yemek yer oldu. Adete bir gösteri yapar gibi Restoranlar tüm kaldırımları işgal etmiş durumda. Sen orada köfteleri götürürken aç olanda seni izliyor. Bu hak değil mi? Sokakta yemek nereden bulaştı bize. (İtalya)
Bir cenazeye iştirak ediyorsunuz. Cami cemaatinden çok dışarıda insan var. Cenaze sahipleri bile cenaze namazına iştirak etmiyor. Okunan bu ezanlar neyin çağrısıdır? Okunan bu selalar bizlere neyi hatırlatıyor? Toplumun büyük bir kesimi bundan habersiz yaşamaktadır.
Çözüm nedir?
Çözüm; toplumun bireylerinin bu tür değerleri önce ailede, daha sonra da okulda almalarıdır. Yani çocuk dinini, diyanetini, örfünü ve geleneğini okulda öğrenmelidir.
Şimdi okullarda yaz tatili oldu. Çocuklarımızın gezip eğlenmesi gerekirken Kur’an kurslarına veya mahalle camilerine gönderdik.
Çocuklar da isteksiz isteksiz gidiyorlar.
Oysa ki bu dinî eğitim okullarda verilse çocuklarımız hem eğitimini almış olur hem de tatilini yapmış olur.
Dinî eğitim zorunlu hâle getirilmelidir.
Sadece ilkokul, ortaokul ve lisede değil, üniversite hayatı boyunca da devam etmelidir.
Çünkü ailenin kendisi de eğitimsiz olunca çocuğuna ne verebilir ki?
Anlaşılan şu, değerli canlar: İşimiz zor. Hem de çok zor.
Duyarlı bir toplum olmak zorundayız. İslam’a, örfümüze, âdetimize, geleneğimize ve insanlığa aykırı gördüğümüz her konuda, tabii ki hukuk çerçevesi içerisinde, gerekli mercilere başvurarak duyarlılığımızı göstermeliyiz.
Mutlu ve huzurlu günler dileğiyle, Allah’a emanet olunuz.

