Reklam

Reklam
Reklam
Haberim Hamsi | Trabzon Haber

YEREL YÖNETİMLERİN EŞİĞİNDE: TİLKİ Mİ, KİRPİ Mİ?

Siyaset, yalnızca büyük nutukların gölgesinde büyüyen bir alan değil; bilakis gündelik hayatın en ince damarlarına kadar sirayet eden bir sorumluluk sahasıdır. Yerel yönetimler söz konusu olduğunda bu gerçek, daha da çıplak bir hâl alır. Çünkü belediyecilik; yalnızca yolları asfaltlamak, çöpleri toplamak ya da bir hizmet takvimi işletmek değildir. Aynı zamanda bir şehrin ruhuna yön vermek, geleceğini inşa etmek ve hafızasını diri tutmaktır.
İşte bu noktada iki farklı yönetim karakteri belirir: tilki ve kirpi.
Tilki, hayatın değişken ritmine ayak uyduran bir zekâyı temsil eder. Çevik, pratik ve duruma göre biçim değiştirebilen bir aklın simgesidir. Kriz anlarında hızlı çözüm üretir, sahayı okur, anı yakalar. Yerel yönetimlerde tilki refleksi güçlü olanlar, gündelik sorunların üstesinden gelmede mahirdir. Lakin bu çeviklik, kimi zaman derinlikten yoksun bir hızın gölgesine dönüşebilir; bugünü kurtarırken yarının ufkunu flu bırakabilir.
Kirpi ise tek bir hakikate yaslanan, yönünü kolay kolay değiştirmeyen bir iradeyi temsil eder. O, dağınık ihtimaller arasında değil, seçilmiş bir hedefin etrafında döner. Uzun vadeyi gözetir, sabırla yoğrulur, istikametten sapmaz. Şehirlerin kimlik kazanmasında, kalıcı izler bırakmasında kirpi karakteri belirleyicidir. Ancak katı bir istikrar, bazen hayatın değişen ritmine kulak tıkayan bir körlüğe de dönüşebilir.
O hâlde soru şudur: Yerel yönetimler tilki midir, kirpi mi?
Belki de cevap, bir tercihten ziyade bir denge meselesidir. Çünkü şehir dediğimiz canlı organizma, hem hız ister hem sabır; hem esneklik ister hem kararlılık. Yönünü kaybetmeyen ama yolunu gerektiğinde yeniden çizebilen bir idrak, gerçek yönetim aklını oluşturur.
Tam da burada Şeyh Edebali’nin asırlara sarkan hikmeti yankılanır: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Bu söz, yalnızca bir ahlaki öğüt değil, aynı zamanda yönetimin özüne dair bir pusuladır. Zira insanı merkeze almayan hiçbir idare, ne kadar planlı olursa olsun ruhsuz kalmaya mahkûmdur.
Edebali’nin “öfke bize, uysallık sana” diye seslenen öğüdü ise yöneticinin makamla değil, sabırla imtihan edildiğini hatırlatır. Güç, bağıran bir ses değil; dinleyen bir kulaktır. İktidar, sert bir hüküm değil; incelikli bir anlayıştır.
Bugünün yerel yönetimlerinde yaşanan asıl gerilim de burada düğümlenir: ya sürekli değişen rüzgârların peşinde savrulmak ya da kendi içine kapanmış bir mutlaklıkta donmak… Oysa şehirlerin ihtiyacı olan şey, bu iki uç arasında salınan bir denge değil; bu iki karakterin olgun bir sentezidir.
Son söz şudur:
Bir şehri yönetmek, yalnızca bugünü idare etmek değil; yarına bırakılacak izleri titizlikle kazımaktır. Koltuklar geçicidir, makamlar fanidir. Geriye kalan ise ya adaletle yoğrulmuş bir şehir ya da ihmal edilmiş bir hafızadır. Ve her şehir, yönetenlerinin karakterini sessizce taşır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Günebakış Trabzon Haber