İKİ YAZI ÜZERİNE
Değerli “can”lar, yazarların kamuoyunu yönlendirmede etkin olduğu bilinmektedir.
Onun içindir ki biz yazarların, köşelerine taşımış oldukları konuları iyi tahlil edip, toplumun yararına olmasının yanında toplumu doğru yöne yönlendirmede de öncülük yapmaları gerekir.
Evet, geçtiğimiz hafta içerisinde iki yazarımızın köşelerine taşımış oldukları yazıları okudum.
Bunlardan bir tanesi Akit Gazetesi yazarı, ilahiyatçı Sayın İdris Günaydın Bey. Diğeri ise İstiklal Gazetesi yazarı İlahiyatçı Sayın Ali Değermenci Bey.
Önce Sayın Günaydın’ın yazısı ile ilgili mütalaamı yapmak isterim. Daha sonra da Sayın Değermenci’nin cevabi yazısını değerlendirmek istiyorum.
Sayın Günaydın, yazınızı sonuna kadar okudum. (24.04.2024 tarihli “Çarşaf Giyen Kadınlar” başlıklı yazı. Ayrıntılar için bu yazıyı okuyabilirsiniz.)
Ali Dündar isimli bir şahsın yazısından alıntı yapmış olduğunuz hususları, “Elhamdülillah ben Müslümanım” diyen kesimden kaç kişi biliyordur?
Bu hususların yanlış, yalan ve uydurma olduğunu anlamak için ilahiyatçı olmaya gerek yoktur.
Hatta bunlardan bir tanesini bile bir yerde zikretmeye kalksanız, hemen o toplumdan dışlanırsınız.
Konumuza başlık olan, yazınızdaki can alıcı nokta ise şöyledir:
“Şu konuya bir defa daha değinmenin yararına inanıyorum: Bir Müslümanın olgunlaşması için Kur’an’ın emirleri, o emirlerin dışına taşanlar var ise Peygamberimizin gerçekten mütevatir hadisleri yeterlidir. Dinin kolaylığı için ise İmam-ı Azam’ın içtihatları kafidir.”
Bu konuda bir iki şey söyleyip işi uzmanına, ilahiyatçı Ali Değermenci Bey’e bırakmak istiyorum.
Bu ilahiyatçıların sünneti Resulullah ile ilgili meselelerini anlamış değilim. Peygamberimiz (s.a.v.)’in 23 yıllık peygamberliğinin nasıl mücadelelerle geçtiğini herkes biliyor. Resûlullah (s.a.v.) bir devlet başkanıydı.
Dolayısıyla en basitinden düşünüyorum: Peygamberimiz (s.a.v.)’in etrafında her gün onlarca, belki de yüzlerce insan vardı. Onu görmek, onun ilminden faydalanmak isteyen kişiler değişik ülkelerden huzuruna gelip ondan istifade ederlerdi.
Peki, hal böyleyken koca bir hayatı siz 300’e yakın mütevatir hadisle sınırlandırmanız ne kadar doğrudur.
Hiç mi bir sahabe bir anısını anlatmadı? Hiç mi bir sahabeye “şu konuda şöyle yap” veya “yapma” demedi?
Ailenizden bir büyüğünüz hayata veda ettiğinde, ölünceye kadar ondan bahsediyorsunuz da sıra Peygamber’e gelince bu kadar hadisin yanlış, sahih olmadığı söylenip insanların kafası neden bulandırılıyor?
(Kastettiğim yazınızda ki, uydurma hadisler değildir.)
Çarşaf konusuna gelince; İslam örtünmeyi emretmiştir. Kriterleri de bellidir. Bunun adı her ne olursa olsun; eşarptır, türbandır, mantodur veya çarşaftır. Yöreye ve bölgeye göre değişir. İslami kurallara göre örtünmek esastır.
Burada çarşafı küçümseyen tavrınızı beğenmedim.
İlahiyatçı yazar Ali Değermenci Bey’in yazısını da okudum.
Anlaşılan Sayın Değermenci Bey’in İslam diye bir derdi var.
O kadar akademik, üslubu güzel bir yazı yazmış ki (04.05.2026 tarihli “Akit Yazarı İdris Günaydın’ın Devirdiği Çamlar” başlıklı yazı- İstiklal), okunmaya değerdir.
İlahiyatçı yazar Sayın Ali Değermenci, ilahiyatçı yazar Sayın İdris Günaydın’a 19 maddelik bir cevabi yazı yazmış. Okurlarıma bu yazıyı da okumalarını tavsiye ederim.
Cevabi yazıdan bazı alıntıları siz değerli okurlarımla paylaşıyorum:
“Kuran-ı Kerim dindeki genel esas ve hükümleri koyar; birçok ibadetin tatbikatını ise Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sünnet ve hadislerine havale eder.
Şimdi düşünelim: Acaba 300 kadar mütevâtir hadis, dini anlama ve yaşamada yeterli olabilir mi?
Misal olarak namazın kılınışı hakkında kaç mütevâtir hadis vardır? Hakkında mütevâtir rivayet bulunmayan namazın kılınışını nereden ve kimden öğreneceğiz?”
“Peki, bu müçtehit taslaklarının keyiflerine göre hareket edeceğimize, on dört asır boyunca ümmetin kabul ve amel ettiği — mütevâtir olsun veya olmasın — Allah Resulü’nün sünnet ve hadisleriyle amel etmek daha isabetli değil midir?”
“Hâlbuki İslam’ı anlama ve yaşama kriterleri edille-i şeriyye ile ortaya konmuştur. Bunlar; Kitap, Sünnet, İcmâ ve Kıyas olarak bütün Müslümanlarca bilinmektedir.
Herhangi bir beşerin, hem de on dört asır sonra gelen bir beşerin, bunları yeterli veya lüzumlu görmeyerek keyfine göre yeni bir usul ve metot ihdas etmesi batıldır, merduttur.
Dinin ikinci kaynağı olan sünnet ve hadislerin delil değerinde sınırlamaya gitmek, dine müdahale anlamına gelir ve çok büyük bir fecaattir.”
İlahiyatçı Ali Değermenci Bey’in yazısı bu şekilde devam ediyor. Yazının tamamını okumak en doğrusudur.
Şimdi gelinen noktada ortada birçok Hadis olmasına rağmen (Kaynaklı- Sahih) kasıtlı olarak bu hadislerin olmadığını iddia eden bir grubun var olduğu gerçeğidir.
Yukarıda da izah edildiği gibi Kur’an gerçeği Hadislerle beraber aydınlığa kavuşmuştur. Ve bu böylece devam edecektir. Edillei şeriyye kıyamete kadar devam edecektir.
Hiç düşündünüz mü? otuz ciltlik Kur’an tefsiri yazanlar nereden ve hangi kaynaklardan faydalanmışlardır.
Temennim o dur ki; bu hususta bir konsensüs oluşturulsun tüm yanlışlar devre dışı bırakılsın.


